İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu
İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku Rehberi
Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu olarak, iş hayatının dinamik ve karmaşık yapısında hem çalışanların hem de işverenlerin hak ve yükümlülüklerini en doğru şekilde anlamaları için bu rehberi hazırladık. Güncel yasal mevzuat, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun temel hükümleri ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları çerçevesinde, en sık karşılaşılan uyuşmazlık konularını detaylandırıyor; işe iade süreçlerinden mobbing iddialarına, tazminat haklarından zorunlu arabuluculuk kurallarına kadar her bir başlığı derinlemesine ele alıyoruz. Amacımız, hukuki bilgiye erişimi kolaylaştırmak ve olası hak kayıplarını en baştan önlemektir.
1. İşe İade Davaları ve İş Güvencesi Şartları
Yasal Dayanak: 4857 sayılı İş Kanunu madde 18, 19, 20 ve 21.
Soru: İş sözleşmesi geçerli bir neden olmaksızın feshedilen bir işçi, işe iade davası açmak için hangi adımları izlemeli ve bu davayı kazanırsa işveren işçiyi mutlaka geri almak zorunda mıdır?
Cevap ve Açıklama: İş güvencesi hükümleri, işçinin iş sözleşmesinin haksız veya geçersiz bir nedenle feshedilmesini önleyerek işçiye önemli bir koruma sağlar. Ancak bu korumadan yararlanabilmek için belirli şartların bir arada bulunması gerekir:
İşçi Sayısı: İşletmenin bütününde (birden fazla şubesi varsa toplamda) en az 30 işçinin çalışıyor olması şarttır.
Kıdem: İşçinin aynı işyerinde en az 6 aylık kıdeminin (çalışma süresinin) bulunması gerekir.
Sözleşme Türü: İşçinin iş sözleşmesinin belirsiz süreli olması zorunludur. Belirli süreli iş sözleşmesiyle çalışan işçilerin işe iade davası açma hakkı bulunmamaktadır.
İşveren Vekili Olmama: İşyerinin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili (genel müdür, genel koordinatör vb.) konumundaki işçiler iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz.
Geçerli Bir Fesih Nedeninin Olmaması: İşveren tarafından yapılan fesih bildiriminde geçerli bir sebep gösterilmemiş olması veya gösterilen sebebin mahkemece geçerli bulunmaması gerekmektedir.
Bu şartları taşıyan bir işçi, iş sözleşmesinin fesih bildiriminin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 ay içinde arabulucuya başvurmak zorundadır. Bu, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile getirilen bir "dava şartı"dır. Arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması halinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren 2 hafta içinde yetkili iş mahkemesinde işe iade davası açılmalıdır. Bu sürelerin kaçırılması hak kaybına yol açar.
Peki, davayı kazanan işçiyi işveren mutlaka işe geri almak zorunda mıdır? Hayır, yasalara göre işveren işe iade davasını kaybetse bile işçiyi fiilen işe geri almak (çalıştırmak) zorunda değildir. Ancak işverenin işçiyi işe başlatmamayı tercih etmesi, kanunda belirlenen bazı ağır maddi yükümlülükleri beraberinde getirir:
İşçinin Başvurusu: İşçi, kesinleşen mahkeme veya özel hakem kararının kendisine tebliğinden itibaren 10 işgünü içinde işe başlamak için işverene yazılı olarak (noter kanalıyla veya avukatı aracılığıyla) başvurmak zorundadır. Bu sürenin kaçırılması işçinin birçok hakkını kaybetmesine neden olur.
İş Güvencesi (İşe Başlatmama) Tazminatı: İşçi süresi içinde başvurduğu halde işveren onu 1 ay içinde işe başlatmazsa, işçiye mahkemece belirlenen en az 4 aylık ve en çok 8 aylık ücreti tutarında iş güvencesi tazminatı ödemekle yükümlü olur. Mahkeme bu miktarı belirlerken genellikle işçinin kıdemini ve fesih nedeninin ağırlığını göz önünde bulundurur.
Boşta Geçen Süre Ücreti ve Hakları: İşçi işe başlatılsın veya başlatılmasın, feshin geçersizliğine karar verildiği andan itibaren kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı (boşta geçen) süre için en çok 4 aya kadar doğmuş bulunan ücreti ve diğer hakları (yakacak yardımı, yol parası vb.) kendisine ödenir. İşçinin bu süreçte başka bir işte çalışması, bu boşta geçen süre ücretini almaya engel teşkil etmez. Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre, çalışma hakkı Anayasal bir hak olup, bu tutardan herhangi bir mahsup (indirim) yapılamaz.
Kıdem ve İhbar Tazminatına Etkisi: İşveren işçiyi işe başlatmazsa, boşta geçen bu 4 aylık süre işçinin hizmet süresine eklenir. Dolayısıyla, işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretleri yeniden hesaplanarak varsa farklar işçiye ödenir.
2. Kıdem Tazminatı, İhbar Süreleri ve Yıllık Tavan Uygulaması
Yasal Dayanak: 1475 sayılı İş Kanunu madde 14 (yürürlükte olan tek maddesi), 4857 sayılı İş Kanunu madde 17, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu madde 15.
Soru: İşçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanma şartları nelerdir? İşçilik alacaklarında zamanaşımı süreleri ne kadardır ve kıdem tazminatı tavanı nasıl uygulanır?
Cevap ve Açıklama:
A) Kıdem Tazminatı:
Kıdem tazminatı, aynı işverene bağlı olarak en az bir tam yıl çalışmış olan işçiye, iş sözleşmesinin kanunda belirtilen belirli hallerde sona ermesi durumunda, çalıştığı her bir tam yıl için 30 günlük brüt ücreti tutarında ödenen bir tazminattır. Bir yıldan artan süreler de orantılı olarak hesaplamaya dahil edilir.
Kıdem Tazminatına Hak Kazanılan Haller:
İşveren tarafından İş Kanunu madde 25/II (ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırılık) dışında bir nedenle iş sözleşmesinin feshedilmesi.
İşçi tarafından İş Kanunu madde 24 (sağlık nedenleri, ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırılık, zorlayıcı sebepler) uyarınca haklı nedenle iş sözleşmesinin feshedilmesi.
Erkek işçinin askerlik görevi nedeniyle işten ayrılması.
Kadın işçinin evlendiği tarihten itibaren 1 yıl içinde kendi isteğiyle iş sözleşmesini feshetmesi.
Yaşlılık, malullük veya emeklilik nedeniyle (Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan yazı almak suretiyle) işten ayrılma.
İşçinin ölümü halinde kanuni mirasçılarının talebi.
İşçinin emeklilik için gerekli sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısını (15 yıl sigortalılık, 3600 gün prim) tamamlayıp yaş şartını beklemek üzere işten ayrılması.
Kıdem Tazminatı Tavanı: Kıdem tazminatı hesaplanırken, işçinin brüt ücreti ne kadar yüksek olursa olsun, her yıl devlet tarafından belirlenen bir "kıdem tazminatı tavanı" bulunmaktadır. Bu tavan, çalışılan her yıl için ödenecek maksimum kıdem tazminatı miktarını belirler. Örneğin, 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren yıllık tavan tutarı 64.948,77 TL olarak belirlenmiştir. İşçinin brüt ücreti bu tavanın üzerinde olsa dahi, kıdem tazminatı hesaplaması bu tavan miktar üzerinden yapılır.
B) İhbar Tazminatı ve Süreleri:
İhbar tazminatı, belirsiz süreli iş sözleşmesini feshetmeden önce, kanunda belirlenen bildirim sürelerine uymayan tarafın (işçi veya işveren) diğer tarafa ödemesi gereken bir tazminattır. Amaç, iş ilişkisinin ani ve beklenmedik bir şekilde sona ermesiyle ortaya çıkacak mağduriyetleri önlemektir.
Bildirim Süreleri (İş Kanunu madde 17):
İşi 6 aydan az sürmüş işçi için: 2 hafta
İşi 6 aydan 1,5 yıla kadar sürmüş işçi için: 4 hafta
İşi 1,5 yıldan 3 yıla kadar sürmüş işçi için: 6 hafta
İşi 3 yıldan fazla sürmüş işçi için: 8 hafta
Bu süreler asgari olup, iş sözleşmeleri veya toplu iş sözleşmeleri ile artırılabilir. Bildirim süresine uymayan taraf, bu süreye ait ücret tutarında ihbar tazminatı ödemek zorunda kalır. İşçi, sözleşmesini haklı nedenle (İş Kanunu madde 24) feshetse bile, kendisi fesih yaptığı için ihbar tazminatı talep edemez.
C) İşçilik Alacaklarında Zamanaşımı Süreleri:
Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu olarak hak kayıplarının önüne geçmek adına zamanaşımı sürelerinin takibini önemle vurgularız. 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı Kanun ile işçilik alacaklarında zamanaşımı sürelerinde önemli değişiklikler yapılmıştır:
Kıdem Tazminatı, İhbar Tazminatı, Kötü Niyet Tazminatı, Ayrımcılık Tazminatı ve Yıllık İzin Ücreti: Bu alacaklarda zamanaşımı süresi, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihten itibaren 5 yıldır.
Ücret (normal ücret, fazla mesai, hafta tatili, genel tatil ücretleri vb.) Alacakları: Bu alacaklarda zamanaşımı süresi, her alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren 5 yıldır. (Örneğin, Mart 2026 fazla mesai alacağının zamanaşımı süresi Nisan 2031'de dolar.)
3. Fazla Mesai (Çalışma) Ücretleri ve İspat Kuralları
Yasal Dayanak: 4857 sayılı İş Kanunu madde 41, 63, 68.
Soru: Haftalık 45 saatten fazla çalışmasına rağmen "sözleşmende fazla mesai ücrete dâhildir yazıyor" denilerek ücreti ödenmeyen bir işçi, bu alacağını talep edebilir mi? Mahkemede fazla mesai yaptığını nasıl ispatlar?
Cevap ve Açıklama: İş Kanunu'na göre, haftalık çalışma süresi en çok 45 saattir. Bu süreyi aşan çalışmalar "fazla çalışma" sayılır ve her bir saat fazla çalışma için verilecek ücret, normal çalışma ücretinin saat başına düşen miktarının yüzde elli (%50) artırılması suretiyle ödenir.
Günlük ve Gece Çalışması Sınırları: Kanuni düzenlemelere göre:
Bir işçi bir günde en fazla 11 saat çalıştırılabilir.
Gece çalışmaları (en geç saat 20:00'de başlayıp en erken saat 06:00'ya kadar süren dönem) 7,5 saati aşamaz.
Haftalık 45 saat aşılmasa dahi, bu günlük/gece sınırlarını aşan çalışmalar doğrudan fazla mesai kabul edilerek %50 zamlı ödenmelidir.
"Fazla Mesai Ücrete Dâhildir" Kuralının Geçerliliği: İş sözleşmelerinde yer alan "fazla mesai ücrete dâhildir" şeklindeki maddeler, Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu olarak takip ettiğimiz Yargıtay içtihatları uyarınca belirli bir sınıra kadar geçerlidir: Bu kural, işçinin yılda en fazla 270 saatlik fazla çalışmasını kapsar. İşçi, bir takvim yılı içinde 270 saati aşan miktarda fazla mesai yapmışsa, bu aşan kısmın ücretinin işçiye ayrıca (%50 zamlı olarak) ödenmesi yasal bir zorunluluktur.
Fazla Mesai İddiasının İspatı: Fazla mesai yaptığını iddia eden işçi, bunu ispatlamakla yükümlüdür. İspat için kullanılabilecek deliller şunlardır:
Yazılı Belgeler: İşverenin tuttuğu puantaj kayıtları, işe giriş-çıkış saatlerini gösteren kart basma kayıtları, PDKS (Personel Devam Kontrol Sistemi) kayıtları, yazılı görevlendirmeler, e-postalar, işyeri yazışmaları.
Tanık Beyanları: Özellikle yazılı delil bulunmadığı durumlarda, aynı dönemde birlikte çalışan ve işyeri düzenini bilen, tarafsız tanıkların beyanları önemli bir delil teşkil eder. Ancak husumetli tanıkların beyanları tek başına yeterli görülmeyip başka yan delillerle desteklenmesi aranır.
Ücret Bordroları: İşçinin imzasını taşıyan ve ihtirazi kayıt (itiraz şerhi) bulunmayan ücret bordrolarında fazla mesai tahakkuku varsa, işçi daha fazla çalıştığını yalnızca yazılı delille ispatlayabilir; bu durumda tanık beyanlarına itibar edilmez. Eğer bordrolarda hiç fazla mesai tahakkuku yoksa veya bordro imzalı değilse, işçi her türlü delille fazla mesai iddiasını ispat edebilir.
Fazla mesai alacakları da diğer ücret alacakları gibi 5 yıllık zamanaşımına tabidir.
4. İşyerinde Mobbing (Psikolojik Taciz) ve Ayrımcılık
Yasal Dayanak: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu madde 417, 4857 sayılı İş Kanunu madde 5, 24.
Soru: İşyerinde mobbinge (psikolojik şiddet, baskı, yıldırma) veya ayrımcılığa maruz kalan bir işçinin hukuki hakları nelerdir ve bu durumlar mahkemede nasıl ispatlanır?
Cevap ve Açıklama:
A) Mobbing (Psikolojik Taciz):
Mobbing, işyerinde bir veya birkaç kişi tarafından diğer bir kişiye yönelik olarak, sistematik bir şekilde, sürekli ve kasıtlı olarak uygulanan düşmanca ve etik dışı davranışlar bütünüdür. Bu eylemler, işçinin onurunu kırmayı, yıldırmayı, dışlamayı ve nihayetinde işten ayrılmaya zorlamayı amaçlar.
İşverenin Yükümlülüğü: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417. maddesi uyarınca işveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak, saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Mobbing eylemleri, işverenin bu "gözetme borcuna" aykırılık teşkil eder.
İşçinin Hakları: Mobbinge maruz kalan bir işçi, aşağıdaki haklara sahiptir:
Haklı Nedenle Fesih: İşçi, işveren bu durumu önlemek için gerekli önlemleri almadığı veya bizzat mobbing uyguladığı için iş sözleşmesini İş Kanunu madde 24 uyarınca haklı nedenle derhal feshedebilir.
Kıdem ve İhbar Tazminatı: Haklı nedenle fesheden işçi, kıdem şartlarını sağlıyorsa kıdem tazminatına hak kazanır. İhbar tazminatı ise kendi feshi olduğu için alamaz, ancak işveren bu durumu önlemediği için kötü niyet tazminatı gündeme gelebilir.
Manevi Tazminat: Mobbing nedeniyle yaşadığı psikolojik çöküntü, elem, keder ve kişilik haklarının ihlali sebebiyle işverene karşı manevi tazminat davası açabilir. İşveren bizzat mobbing yapmamış, ancak mobbinge sessiz kalmış veya gerekli önlemleri almamışsa da sorumluluğu devam eder.
Mobbingin İspatı: Mobbing, genellikle kapalı kapılar ardında ve sinsice gerçekleştiği için doğrudan ispatı zorlu bir süreçtir. Ancak Yargıtay bu tür davalarda işçinin yanında yer almakta ve "kesin ve mutlak ispat" yerine "yaklaşık ispat" veya "kuvvetli emare" aramaktadır. Mobbing iddiasında bulunan işçinin aşağıdaki türden delilleri sunması, ispat yükünün işverene geçmesini sağlayabilir:
Aynı işyerinde çalışan veya o dönemdeki olaylara şahit olan tanıkların beyanları.
İşveren veya yöneticiler tarafından gönderilen baskı, tehdit veya hakaret içerikli e-postalar, WhatsApp veya SMS mesajları.
Mobbing nedeniyle yaşanılan psikolojik çöküntüyü ve tedavi sürecini gösteren psikiyatri raporları, reçeteler veya hastane kayıtları.
İşyerindeki haksız görev değişikliklerini, izole edilme durumlarını veya orantısız verilen cezaları gösteren yazılı belgeler ve tutanaklar.
Anlamsız veya işçinin yetkinliğinin altında verilen angarya işlerin kanıtları.
B) Ayrımcılık Yasağı:
4857 sayılı İş Kanunu'nun 5. maddesi, iş ilişkisinde ayrımcılığı kesinlikle yasaklamıştır: "İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz."
İşçinin Hakları: İşverenin eşit davranma borcuna aykırı hareket etmesi durumunda işçi, aşağıdaki haklara sahiptir:
Ayrımcılık Tazminatı: İşçi, İş Kanunu madde 5 gereğince 4 aya kadar ücreti tutarında "ayrımcılık tazminatı" talep edebilir.
Mahrum Kaldığı Haklar: Bu tazminatın yanı sıra işçi, ayrımcılık nedeniyle mahrum kaldığı (örneğin haklı bir sebep olmaksızın kendisine verilmeyen prim, ikramiye gibi) diğer haklarını da işverenden isteyebilir.
İspat: Ayrımcılık iddiasında bulunan işçi, bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösterdiğinde, ispat yükü yer değiştirerek işveren ayrımcılık yapmadığını ispat etmekle yükümlü olur.
5. İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sonucu Tazminat Hakları
Yasal Dayanak: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 13, 14, 16, 18, 19, 21. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu madde 55.
Soru: İş kazası geçiren veya meslek hastalığına yakalanan bir işçiye SGK tarafından gelir bağlanmışsa, bu işçi ayrıca işverenden maddi ve manevi tazminat isteyebilir mi? SGK'nın yaptığı ödemeler bu tazminat miktarından düşülür mü?
Cevap ve Açıklama: İş kazası veya meslek hastalığı, işçinin sağlık ve ekonomik geleceğini ciddi şekilde etkileyen talihsiz olaylardır. Bu durumlarda işçinin ve hak sahiplerinin hem Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) nezdinde hem de işverene karşı önemli hakları bulunmaktadır.
A) İş Kazasının Tanımı ve Kapsamı (5510 S.K. Madde 13):
Bir olayın iş kazası sayılabilmesi için aşağıdaki hallerden birinde meydana gelmesi ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getirmesi şarttır:
Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada.
İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle (kendi adına bağımsız çalışanlar için de).
Sigortalının işveren tarafından görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda.
Emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda.
Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında.
B) Meslek Hastalığının Tanımı ve Tespiti (5510 S.K. Madde 14):
Meslek hastalığı, sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal engellilik halleridir. Bir hastalığın meslek hastalığı sayılabilmesi için SGK tarafından yetkilendirilen sağlık kuruluşlarının raporu ve Kurum Sağlık Kurulunun onayı gereklidir.
C) İş Kazası ve Meslek Hastalığında SGK Tarafından Sağlanan Haklar (5510 S.K. Madde 16, 18, 19):
İş kazası veya meslek hastalığına maruz kalan sigortalıya SGK tarafından aşağıdaki haklar sağlanır:
Geçici İş Göremezlik Ödeneği: İşçinin raporlu olduğu (istirahatli bırakıldığı) dönem boyunca gelir kaybı yaşamaması için ödenen "rapor parası"dır. Ayaktan tedavilerde günlük kazancın üçte ikisi, yatarak tedavilerde ise yarısı oranında ödenir.
Sürekli İş Göremezlik Geliri: İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan rahatsızlıklar nedeniyle meslekte kazanma gücünü en az %10 oranında yitirdiği SGK Sağlık Kurulunca tespit edilen sigortalıya, ömür boyu ödenmek üzere "sürekli iş göremezlik geliri" bağlanır.
Ölüm Geliri: İşçinin iş kazası veya meslek hastalığı sonucu vefat etmesi halinde, kanunla belirlenen hak sahibi yakınlarına (eşi, çocukları, anne ve babası gibi), kanunla belirlenen oranlarda ölüm geliri bağlanır.
Cenaze Ödeneği ve Evlenme Ödeneği: Vefat halinde cenaze ödeneği verilir, ölüm geliri alan kız çocuklarına evlenmeleri durumunda evlenme ödeneği (çeyiz parası) ödenir.
D) İşverenin Tazminat Sorumluluğu ve SGK Ödemelerinin Mahsubu:
Kural olarak, iş kazası veya meslek hastalığı sonucunda SGK tarafından işçiye veya hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan diğer ödemeler, işverenden talep edilecek maddi tazminat miktarından mahsup edilir (düşülür). Bu durum, tazminat hukukunun temel prensibi olan "mükerrer (çifte) ödemeyi ve haksız zenginleşmeyi önleme" ilkesinin bir sonucudur.
Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu olarak bu konudaki temel yaklaşımımız şudur: Mahkeme sürecinde atanan aktüerya uzmanı bilirkişi, işçinin yaşasaydı veya hasta olmasaydı ömrü boyunca elde edeceği tüm maddi zararı (tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücü kaybı vb.) hesaplar. Bu toplam zarardan, SGK'nın bağladığı gelirlerin "peşin sermaye değeri" düşülür. Geriye kalan ve SGK tarafından karşılanmayan bakiye zarar (maddi tazminat) ile işçinin bu olaylar nedeniyle yaşadığı elem, keder, acı ve kişilik haklarının ihlali için manevi tazminat, doğrudan kusurlu olan işverenden talep ve tahsil edilir.
Zamanaşımı: İş kazası ve meslek hastalığına dayalı maddi ve manevi tazminat davalarında zamanaşımı süresi, kural olarak kazanın veya meslek hastalığının meydana geldiği tarihten veya zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 10 yıldır. Sigortasız çalışan bir işçi de, işveren onu SGK'ya bildirmemiş olsa dahi yasal olarak sigortalı kabul edilir ve kayıtlı işçilerle aynı haklara sahiptir.
E) İşverene Rücu Hakkı (5510 S.K. Madde 21):
İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini almaması (kusuru) veya kasti bir hareketi sonucu meydana gelmişse, SGK tarafından sigortalıya yapılan veya ileride yapılacak tüm ödemeler ile bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri, kusurlu işverenden rücu (geri alma) davası ile tahsil edilir.
6. 7. Yargı Paketi ile Genişletilen Zorunlu Arabuluculuk Şartı
Yasal Dayanak: 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu madde 3 (7445 sayılı Kanun ile eklenen fıkra), 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu madde 5/A.
Soru: İş hukukundan kaynaklanan alacak ve tazminat davalarını açmadan önce arabulucuya gitmek zorunlu mudur? "7. Yargı Paketi" olarak bilinen yasa ile arabuluculuk şartında ne gibi yeni kurallar getirilmiştir?
Cevap ve Açıklama: Hukuk sistemimizde uyuşmazlıkların mahkemelere gitmeden, daha hızlı ve daha az maliyetle çözülmesi amacıyla getirilen zorunlu arabuluculuk sistemi, "7. Yargı Paketi" olarak bilinen 7445 sayılı Kanun ile önemli ölçüde genişletilmiştir.
A) İş Uyuşmazlıklarında Zorunlu Arabuluculuk:
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesine göre:
Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı (kıdem, ihbar, fazla mesai, yıllık izin ücreti vb.) ile işe iade talebiyle açılan davalarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.
Yargı Paketi ile bu kapsama yeni bir ekleme yapılmıştır: Artık bu alacak ve tazminatla ilgili itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında da dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu hale getirilmiştir.
İstisnalar: Her ne kadar kapsam genişlemiş olsa da, aşağıdaki davalar zorunlu arabuluculuk kapsamında değildir, bu uyuşmazlıklar için doğrudan mahkemede dava açılabilmektedir:
İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davaları.
Hizmet (sigortalılık) tespiti davaları.
İşverenin rücu davaları.
B) Zorunlu Arabuluculuğun Sonuçları:
Dava Şartı: Arabulucuya başvurulmadan doğrudan mahkemede dava açılması halinde, mahkeme davanın esasına girmeden dosyayı "dava şartı yokluğundan" usulden reddedecektir.
Hızlı Çözüm: Arabuluculuk süreci, iş uyuşmazlıklarının çok daha hızlı ve masrafsız bir şekilde (ortalama 3 hafta içinde) çözülmesine olanak tanır.
İcra Edilebilirlik: Arabuluculuk anlaşma belgesi, mahkeme kararı niteliğinde olup icra edilebilir bir belgedir.
Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu uzman ekibi, arabuluculuk müzakerelerinde hak kayıplarını önlemek ve tutanakların dava dilekçesi titizliğiyle hazırlanmasını sağlamak adına sürecin profesyonel vekillik altında sürdürülmesini önemle tavsiye etmektedir.
5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, Türkiye'deki sosyal güvenlik sisteminin temelini oluşturan, işçi, işveren ve devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen bir mevzuattır. Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu olarak, bu Kanun'un en kritik maddelerini ve uygulamalarını, çalışanların ve işverenlerin haklarını en iyi şekilde anlamaları için detaylı bir şekilde inceliyoruz.
1. Sigortalı Sayılanlar ve Statüleri (Madde 4)
Yasal Dayanak: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 4.
Soru: 5510 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca kimler zorunlu sigortalı sayılır ve sigortalılık statüleri (4/a, 4/b, 4/c) nasıl sınıflandırılmaktadır?
Cevap ve Açıklama: 5510 sayılı Kanun Madde 4 hükmüne göre; "Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından; a) Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanlar, b) Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise; Ticarî kazanç veya serbest meslek kazancı nedeniyle gerçek veya basit usûlde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı olanlar, Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları, Tarımsal faaliyette bulunanlar, c) Kamu idarelerinde; Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi olmayanlardan, kadro ve pozisyonlarda sürekli olarak çalışıp ilgili kanunlarında (a) bendi kapsamına girenler gibi sigortalı olması öngörülmemiş olanlar... sigortalı sayılırlar."
Açıklama: Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu olarak mevzuatı değerlendirdiğimizde; 5510 sayılı Kanun, mülga SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı sistemlerini tek çatı altında toplamış ve sigortalıları 4. madde altında üç ana bende ayırmıştır. 4/1-a bendi eski SSK'lıları (hizmet akdiyle bir işverene bağlı çalışan işçiler), 4/1-b bendi eski Bağ-Kur'luları (kendi adına bağımsız çalışan esnaf, şirket ortakları ve tarım faaliyeti yürütenler), 4/1-c bendi ise eski Emekli Sandığı mensuplarını (kamu görevlileri ve memurlar) ifade etmektedir. Ayrıca film, tiyatro, sahne, gösteri sanatçıları ile düşünürler ve yazarlar da bir işverene bağlı çalışmaları halinde 4/1-a kapsamında sigortalı sayılmaktadır. Yabancı uyruklu kişilerden hizmet akdi ile çalışanlar da kural olarak bu kapsamdadır. Bir kişinin hangi statüde sigortalı sayılacağı, onun ileride hak kazanacağı emeklilik şartlarını, prim ödeme gün sayılarını ve yararlanacağı ödenekleri doğrudan belirlemektedir.
2. Geçici ve Sürekli İş Göremezlik Ödenekleri ile Gelir Bağlanması (Madde 16, 18, 19)
Yasal Dayanak: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 16, 18, 19.
Soru: İş kazası veya meslek hastalığına maruz kalan sigortalıya SGK tarafından sağlanan parasal haklar nelerdir ve ödenekler nasıl hesaplanır?
Cevap ve Açıklama: İş kazası veya meslek hastalığı, sigortalının çalışma hayatını ve gelirini doğrudan etkileyen önemli risklerdir. 5510 sayılı Kanun, bu risklere karşı sigortalıya ve hak sahiplerine maddi koruma sağlamak amacıyla çeşitli ödenek ve gelirler öngörmüştür:
Geçici İş Göremezlik Ödeneği (Madde 18): Halk arasında "rapor parası" olarak bilinen bu ödenek, sigortalının iş kazası, meslek hastalığı, hastalık veya analık (doğum) hallerinde, sağlık kurulu raporu ile belgelenen iş göremezlik süresince ödenir.
İş Kazası ve Meslek Hastalığında: Raporlu olunan her gün için ödenek verilir.
Hastalık Halinde: Ödeneğin verilebilmesi için, iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az 90 gün kısa vadeli sigorta primi bildirilmiş olması şarttır ve ödenek üçüncü günden itibaren başlar.
Hesaplama: Geçici iş göremezlik ödeneği tutarı; yatarak tedavilerde günlük kazancının yarısı, ayaktan tedavilerde ise üçte ikisi kadardır.
Sürekli İş Göremezlik Geliri (Madde 19): İş kazası veya meslek hastalığı sonucu oluşan hastalık veya özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalı, sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanır.
Hesaplama: Sürekli tam iş göremezlikte sigortalıya aylık kazancının %70'i oranında gelir bağlanır. Kısmi iş göremezlik halinde ise bu oran, iş göremezlik derecesiyle çarpılarak bulunur. Eğer işçi başka birinin sürekli bakımına muhtaç hale gelmişse bu gelir bağlama oranı %100 olarak uygulanır.
Ölüm Geliri Bağlanması (Madde 16): İş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine (eşi, çocukları, anne ve babası gibi), Kanunla belirlenen oranlarda ölüm geliri bağlanır.
Evlenme Ödeneği ve Cenaze Ödeneği (Madde 16): Ölüm geliri bağlanmış olan kız çocuklarının evlenmeleri halinde, almakta oldukları gelir veya aylığın iki yıllık tutarı bir defaya mahsus üzere peşin olarak evlenme ödeneği (çeyiz parası) şeklinde verilir. Meslek hastalığı sonucu ölen sigortalı işçi için hak sahiplerine cenaze masrafları karşılığında ödenek verilir.
3. Malûl Sayılma Şartları ve Aylık Bağlanması (Madde 25)
Yasal Dayanak: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 25.
Soru: Sigortalının malûl sayılabilmesi ve malullük aylığı (malulen emeklilik) alabilmesi için aranan yasal şartlar nelerdir?
Cevap ve Açıklama: Malullük sigortası, sigortalının çalışma gücünü veya meslekte kazanma gücünü önemli ölçüde kaybetmesi durumunda gelir güvencesi sağlayan bir sosyal güvenlik dalıdır. Malulen emekli olabilmek için belirli şartların bir arada bulunması gerekir:
Çalışma Gücü Kaybı Oranı: Sigortalının, Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurullarınca düzenlenecek raporlar ve dayanağı tıbbi belgelerin incelenmesi sonucu, çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60 oranında kaybedildiğinin Kurum Sağlık Kurulunca tespit edilmesi gerekir.
Sigortalılık Süresi ve Prim Gün Sayısı: Sigortalının en az 10 yıldan beri sigortalı bulunup toplam 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması şarttır.
İstisnai Durum: Başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede malul olan sigortalılar için 10 yıllık sigortalılık süresi şartı aranmaz, doğrudan 1800 gün prim yeterlidir.
İşten Ayrılma/İşyerini Kapatma: Sigortalının maluliyet nedeniyle çalıştığı işten ayrılması veya kendi işini yapıyorsa işyerini kapatması ya da devretmesi gerekir.
Yazılı Başvuru: Sigortalının Kuruma yazılı olarak malullük aylığı talebinde bulunması gerekmektedir.
Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu olarak, malullük tespitinin titiz bir sağlık kurulu süreci gerektirdiğini ve bu süreçte tıbbi belgelerin eksiksiz sunulmasının hayati önem taşıdığını vurgularız. Malullük aylığına hak kazanan işçi, aynı zamanda iş sözleşmesini haklı nedenle feshederek kıdem tazminatını da talep edebilir.
4. Yaşlılık Aylığı (Emeklilik) Hak Kazanma Şartları ve Kademeli Yaş Hadleri (Madde 28)
Yasal Dayanak: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 28.
Soru: İlk defa 5510 sayılı Kanuna göre sigortalı olanlar için yaşlılık aylığına (emeklilik) hak kazanma şartları ve kademeli yaş hadleri nasıl düzenlenmiştir? Ağır engelli çocuğu olan kadın sigortalılar için bir avantaj var mıdır?
Cevap ve Açıklama: Yaşlılık aylığı, sigortalının belirli bir yaşa gelmesi ve yeterli prim gün sayısını tamamlaması durumunda sağlanan en temel sosyal güvenlik hakkıdır. 5510 sayılı Kanun, yaşlılık aylığına hak kazanma şartlarını sigortalının cinsiyetine ve ilk sigortalılık tarihine göre farklılaştırmıştır.
Genel Kural (İlk defa 5510 S.K. kapsamına girenler için):
Kadınların 58, erkeklerin 60 yaşını doldurmuş olmaları ve en az 9000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olmaları şarttır.
Ancak 4/1-a bendi kapsamındaki işçiler (hizmet akdiyle çalışanlar) için bu prim gün şartı 7200 gün olarak uygulanır.
Kademeli Yaş Artışı: Belirtilen 58 ve 60 yaş şartı, 01/01/2036 tarihinden itibaren kademeli olarak artırılacak ve 01/01/2048 tarihinden itibaren kadın ve erkek sigortalıların tamamı için 65 yaş olarak uygulanacaktır.
Ağır Engelli Çocuğu Bulunan Kadın Sigortalılar İçin Avantaj (Madde 28/8): Emeklilik veya yaşlılık aylığı talebinde bulunan kadın sigortalılardan, başka birinin sürekli bakımına muhtaç derecede ağır engelli çocuğu bulunanların, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra geçen prim ödeme gün sayılarının dörtte biri, toplam prim gün sayılarına eklenir ve bu eklenen süre aynı zamanda emeklilik yaş haddinden de indirilir. Bu düzenleme, ağır engelli çocuğu bulunan kadınların emeklilik süreçlerini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.
Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu olarak, emeklilik planlamasının çok yönlü olduğunu ve kişisel durumunuza göre en uygun emeklilik yolunun belirlenmesi için uzman bir avukat veya sosyal güvenlik uzmanından destek alınmasını tavsiye ederiz.
5. Genel Sağlık Sigortasından (GSS) Yararlanma Şartları (Madde 67)
Yasal Dayanak: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 67.
Soru: Genel Sağlık Sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanabilmesi için aranan prim ödeme şartları ile istisnai haller nelerdir?
Cevap ve Açıklama: Genel Sağlık Sigortası (GSS), Türkiye'de yaşayan herkesin sağlık hizmetlerinden eşit ve etkin bir şekilde faydalanmasını sağlamayı amaçlayan bir sistemdir. GSS kapsamındaki kişilerin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için belirli şartları yerine getirmeleri gerekir:
Prim Ödeme Şartı: Genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlık hizmeti sunucusuna (hastaneye) başvurduğu tarihten önceki son bir yıl içinde toplam 30 gün genel sağlık sigortası prim ödeme gün sayısının bulunması şarttır.
Borçsuzluk Şartı (Bağımsız Çalışanlar ve İsteğe Bağlı Sigortalılar için): Kendi primini ödeyen bağımsız çalışanlar (4/1-b) ve isteğe bağlı sigortalıların, başvuru tarihinde 60 günden fazla prim ve prime ilişkin gecikme cezası/zammı borcunun bulunmaması gerekmektedir. Bu kişilerde borç varsa sağlık hizmetlerinden yararlanamazlar.
Prim Şartının veya Borçsuzluk Şartının Aranmadığı İstisnai Haller: Kanun koyucu, kişilerin sağlık hakkını korumak ve acil durumları göz önünde bulundurarak bazı hallerde prim şartı ve borçsuzluk şartı aramamaktadır. Bu durumlarda sigortalının prim gün sayısına veya Kuruma borcu olup olmadığına bakılmaksızın sağlık hizmeti bedelleri SGK tarafından karşılanır:
18 yaşını doldurmamış çocuklar (okul çağında ise eğitim hayatı devam ettiği sürece 25 yaşına kadar).
Acil haller (hayati tehlike arz eden durumlar).
İş kazası ve meslek hastalığı halleri ile bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar.
Tıbben başkasının bakımına muhtaç olan kişiler.
Tutuklu ve hükümlüler.
Afet ve savaş gibi olağanüstü durumlarda sağlık hizmetine ihtiyaç duyanlar.
Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu olarak, GSS prim borcu olup olmadığınıza dair sorgulama ve yapılandırma süreçleri hakkında danışmanlık hizmeti sunmaktayız.
6. Sigorta Prim Oranları ve Kazanç Sınırlarındaki Güncel Değişiklikler (Madde 81 ve 82)
Yasal Dayanak: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 81, 82 (7566 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler).
Soru: 5510 sayılı Kanun uyarınca uygulanan sigorta prim oranları ve prime esas kazanç üst sınırı nedir? Yakın dönemdeki 7566 Sayılı Kanun değişiklikleri hangi önemli yenilikleri ve yükümlülükleri içermektedir?
Cevap ve Açıklama: Sosyal güvenlik sisteminin finansmanını sağlayan prim oranları ve prime esas kazanç sınırları, kanunla belirlenmekte ve ekonomik koşullara göre güncellenmektedir. 19 Aralık 2025 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan 7566 Sayılı Kanun ile 01.01.2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 5510 sayılı Kanun'un prim oranları ve matrah sınırlarında önemli değişiklikler yapılmıştır:
Malullük, Yaşlılık ve Ölüm (MYÖ) Sigortası Primi Artışı (Madde 81): Daha önce %20 olan MYÖ sigorta prim oranı %21'e, %11 olan işveren hissesi ise %12'ye yükseltilmiştir. Bu artış, emeklilik sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamayı amaçlamaktadır.
Prime Esas Kazanç Üst Sınırı (Tavan) Artışı (Madde 82): Sigorta primleri hesaplanırken dikkate alınan brüt maaşın üst sınırı olan "prime esas kazanç üst sınırı" (SGK tavanı), asgari ücretin 7,5 katı olarak uygulanmaktayken, 01.01.2026 itibarıyla bu sınır asgari ücretin 9 katına çıkarılmıştır. Bu değişiklik, yüksek gelirli çalışanların daha yüksek prim ödemesi ve dolayısıyla daha yüksek emekli aylığı alma potansiyeline sahip olması anlamına gelirken, işverenlerin de prim yükünü artırmaktadır.
5 Puanlık Prim İndiriminin Daraltılması (Madde 81): Özel sektör işverenlerinin SGK'ya ödedikleri MYÖ işveren hissesindeki 5 puanlık sigorta prim indirimi, imalat sektörü hariç olmak üzere diğer tüm sektörler için 2 puana düşürülmüştür. İmalat sektöründe faaliyet gösteren işverenler için 5 puanlık indirim 31.12.2026 tarihine kadar devam edecektir. Bu düzenleme, belirli sektörlere verilen desteği sınırlayarak prim gelirlerini artırmayı hedeflemektedir.
Borçlanma ve İhya Oranlarının Artışı (Madde 41 ve İlgili Maddeler): Kanunun 41. maddesi kapsamındaki askerlik borçlanması gibi hizmet borçlanmaları ve Bağ-Kur (4/1-b) ihya prim oranı, (doğum borçlanması hariç) %32'den %45'e çıkarılmıştır. Bu artış, geçmiş hizmetlerini borçlanarak emeklilik hakkı kazanmak isteyen kişiler için maliyetin yükselmesi anlamına gelmektedir.
Genel Sağlık Sigortası (GSS) Prim Borcu Kesintisi: SGK'dan gelir veya aylık alan ancak kendi veya bakmakla yükümlü olduğu kişilerin GSS prim borcu (veya gecikme cezası) bulunanların, 01.01.2026'dan itibaren Kurumdan aldıkları aylık ve gelirlerinden %25 oranını geçmemek üzere kesinti yapılarak bu borçların tahsil edilmesi usulü getirilmiştir. Bu, GSS prim borçlarının etkin tahsilatını sağlamayı hedeflemektedir.
Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu olarak, bu prim ve kazanç sınırı değişikliklerinin hem işçi hem de işveren maliyetleri üzerindeki etkilerini analiz ediyor, müvekkillerimize en güncel mevzuat çerçevesinde danışmanlık hizmeti sunuyoruz.
Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu olarak, iş ve sosyal güvenlik hukuku alanının ne kadar karmaşık ve dinamik olduğunun farkındayız. Yukarıda sunulan detaylı açıklamalar, bu hukuk dallarının temel prensiplerini ve güncel uygulamalarını anlamanıza yardımcı olmak amacıyla hazırlanmıştır. Ancak, her somut olayın kendine özgü koşulları bulunmakta ve yasal süreçler hızla değişebilmektedir.
Hak kaybı yaşanmaması, kısa hak düşürücü sürelerin doğru takibi, zorunlu arabuluculuk süreçlerinin etkin yönetimi ve en doğru hukuki stratejinin belirlenmesi adına mutlaka uzman bir iş hukuku avukatından profesyonel hukuki destek alınması büyük önem taşımaktadır. Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu, iş sözleşmelerinin hazırlanmasından dava süreçlerinin yönetimine, arabuluculuk aşamasından icra takiplerine kadar işçi ve işverenlerin haklarını en güçlü şekilde savunmaya devam etmektedir. İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku alanında karşılaşacağınız her türlü hukuki sorunda yanınızdayız.
Bize Ulaşın: Balıkesir'de çalışmalarına devam eden Aslan Hukuk Danışmanlık ve Avukatlık Bürosu'na ve uzman avukat kadromuza web sitemizin iletişim sayfasından ulaşabilirsiniz.